DÜNYANIN 7 HARİKASINDAN 2 TANESİ EGE BÖLGESİNDEDİR


Anadolu
kültürü uygarlığın başına uzanır ...
M.Ö. 10.000
Yerkürede Buzul Devrinin sona ermesinden sonra, ılıman iklimde ormanlar
ortaya çıktılar. İnsanlar iklime ve av hayvanları bölgelerine göre yer
değiştirerek, gruplar halinde yerleşik yaşama geçerek; Mezopotamya ve
Anadoluda ilk köyleri kurdular. ( Antalya çevresinde Karain, Beldibi
ve Belbaşı Mağaraları)
Evlenme, akrabalık dizgeleri, ölü gömme törenleri, hayatın ölümden sonra devam ettiği inancı, hayvan derisi ile örtünme, strateji oluşturma, bilinçli planlama, ilkel av teknikleri, tuzak, amaca uygun alet yapımı, oyma heykelcikler, mağara resimleri gibi etkinlikler içinde, doğada yüksek tür olarak akıllıca yoluna devam ederek, M.Ö. 10.000'lerde Paleolitik çağda uygarlık kapısını tıklıyacak seviyeye ulaştılar.
M.Ö. 8000 - 3000 Toprağın berekete kavuştuğu ve Uygarlaşmanın ilk belirtilerinin görünmeye başladığı Mesolitik Çağda, -yerleşik düzene geçmiş olmaktan ötürü sorumluluk yüklenen insanoğlu ; edindiği üssü ve ailesini koruma, tarım ve hayvancılık ile besin sağlama, araştırma ihtiyacı, kıvrak zeka, ezberleme/hatırlama yeteneği, yeni sorunlar için eski bilgilerden yararlanma becerisi, akıl üzerine yoğunlaşarak gereci iyi yapma aşamalarından sonra; ilkel çömlekçilik,, dokumacılık,, maden kullanımı, ilk bakır aletler gibi Kültürel Evrime ivme kazandıran ilk adımları attığı M.Ö. 8000'lerde dünyadaki en ileri düzeydeki yerleşim bölgeleri Anadoluda Çayönü, Çatalhöyük. Hacılar, Norşuntepe, Köşkhöyük yerleşmeleri idi.
Akıl, emek ve sabırla üretilen bilgi sayesinde gerçeği kavrayabilme ve kendi dışına aktarabilme seviyesine yükselince; geçmişe dayalı verilerin geleceğe yönelik varsayımları sayesinde, tehlikeyi önceden sezmek, tedbir almak ve sonuçta kendi çıkarına kazançlı duruma geçmek gibi bir başarı sağladı ve kendisi için tehlike saydığı vahşi doğayı yavaş yavaş kontrol altına almaya başladı. Ona mahkum olmadan kendi istek ve iradesine bağlı üretim yapabilme gücüne kavuştuğunda, sürekli besin arama zorunluluğundan kurtularak, yiyecek bulmaktan bağımsız faaliyetler için zaman ayırmaya imkan buldu. Bu yörelerdeki en eski çiftçiler; buğday yetiştirdi, hasat etti, öğüttü. Evler, anıtsal yapılar, evlerin duvarlarına av-insan-hayvan figürlerinden oluşan renkli kabartmalar ve resimler, doğum ve bereketin sembolü ana tanrıça Kybele için haykelcikler yaptılar.


İlk Hellen kavmi m.ö. 1600 lerde Miletos'a yerleşerek krallığını kurdu. Bergama-İzmir arasında Aioller, İzmir-Miletos arasına Ionlar ve güneybatı bölgesinde Phrygia ve Lykia tarafından çevrilen ve bugünkü Bodrum yarımadasını da kapsayan "Karia" adı verilen bölgeye Dor kökenli Hellenler yerleştiler.
Herodot Karia'lıların Leleg'lerden geldiğini söyler. M.Ö. 1050-700 yılları arasındaki dönemlerde Hellenler; çok ilkel bir yaşam düzeyinde, tek odalı evlerde oturur, balıkçılıkla geçinirlermiş. Buğday ve arpa ekiminin yanı sıra şarapçılık önemli imiş. Her aile gerekli besin ürünlerini, kumaş-deri gibi giysilerini kendi aile fertleri aracılığı ile üretirmiş. Yazı henüz kullanılmamakta, halk ozanları destanları ve mitolojik öyküleri bir çalgı eşliğinde ezbere okumakta imiş.
Hellenler etkisi altında oldukları Fenike, Asur, Hitit, Urart, Phryg, Mezopotamya ve eski Mısır halklarına ait kültürü klasik çağda geçmeyi geçmeyi başarır ve ticaret yolu ile refaha kavuşarak; çok odalı evler, görkemli tapınaklar inşa eder ve en önemlisi zamanla felsefe-bilim ve sanatta hızla ilerleyerek, dünya tarihinin en büyük kültürlerinden birinin yaratıcısı olmayı başarırlar.
Ege Uygarlığının giderek doruğa tırmandığı Klasik Çağ'da; geometrik figürler; incelik ve zerafet kazanarak, kavramsal yaklaşımlarla stilize edilirken; zamanla sanata eklenen, insan ve hayvan figürlerinde persfektif ve hareket yoktur önceleri. Homeros'un troia savaşını anlatan Ilia'da efsanesinin yiğitlik öykü çizimleri ve cenaze resimleri, sanatın dönüm noktası olur ve Hellenler, -Doğunun iki boyutlu kabartma ve resim tasvirlerine gölge ve ışık ekleyerek üç boyutlu resim sanatını başlatırlar.
M.Ö. 700-600 arası Yüksek Arkaik Dönemde, düz çizgili motifler çiçekler ve kavisli biçimlere dönüşür. İnsan anatomisi bilgisi artıkça Heykelcilik gelişir. Atletik heykeller Dor, Ion üslubunda Tapınakları süsler. Çömlekçilik merkezi olur. Kabartmacılık, siyah figür resimlerinden ikonografinin doğuşu , ardından kırmızı figur'ün siyahın yerini alışı ile başlayan antik dönemin sanatsal duyarlılığı, Pers savaşları etkisi ile ciddiyet kazanarak, süslülüğün yerini ifade-anlam alır.
M.Ö. 27-M.S. 395 Roma çağında da Anadolu-Hellen uygarlığı devam ettirilmiş ve 'mermer', yapıların süslemeli bölümlerinin ana malzemesi olmuştur. Geniş binalar beşik kemer ve tonoz üzerine yapılmaya başlanmış, yamaçlara kurulan tiyatro yapılarının sahne duvarları yükseltilerek, izleyicilerin ilgisi dış çevre'den uzaklaştırılarak oyunların daha etkin biçimde izlenmesine olanak sağlanmıştır. Romalılar, döşemealtı ve duvarlardaki delikli tuğlaları kullanarak keşfettikleri merkezi ısıtma sistemini, geniş termal hamamlarda kullanmış; işlevsel mimari ve mühendisliğin örnekleri olan taş köprüler ve su kemerleri inşa etmiştir. Ayrıca Roma Dönemine ait görkemli sütunlar, alınlıklar, nişler gibi girintili çıkıntılı mimari özellikler taşıyan cephe düzenlemeleri, üstü kapalı sütunlu yaya yolları gibi kıymetli eserleri günümüze kadar gelmiştir.
Batı Anadolu - Ege'de başlayıp; Atinaya, ardındanda İskenderiyeye geçen Kültürel Evrim'in yükselişi M.S. 750-1258 yılları arasında Arap , İran ve Farabi, Biruni, İbni Sina gibi Türk kökenli bilginlerin bulunduğu İslam Dünyasında devam ettirilmiş ve Doğu etkisi 14 ve 15 y.y.larda Avrupada gerçekleşen Rönesans oluşumuna ön ayak olmuş ve Batı dünyası ortaçağın karanlık kiliseye körü körüne bağımlılık anlayışından kurtularak günümüz uzay çağı bilgi işlem teknolojisine kavuşmuştur.
Tüm dünya kültürlerinin
elele dokuduğu tezgahda işlenen bilgi; mimik'ten ses'e, ses'den söz'e, söz'den
yazı'ya gelişerek nesilden nesile aktarılınca, gerçeklerin daha derinlemesine
kavranması söz konusu oldu ve insanın yükselişi gittikçe hızlandı.
Rönesanstan sonra; Baskı Makinesi, Mekanik Sistemler, Madencilik, Teleskop,
Enerji üretimi ve denetimi, Çağdaş Bilimin doğuşu, Bilimsel aletler, Sanayi
devrimi, Buhar gücü, Kömür ocakları, Modern Kimya, Kuantum fiziği, Uzay
teknolojisi derken günümüz Elektronik Bilgi İşlem seviyesine ulaşan İnsanoğlu'nun
en büyük erdemi, doğanın yüksek türü olarak, özündeki gerçeği bilmesi ve
kendi istek ve iradesi ile olumlu işler üreterek, türdeşlerini ve yaşam
koşullarını daha iyiye doğru yükseltebilme yeteneğine sahip olması idi.
Lakin içlerinden bazıları yarım yamalak bilgilerde takılı kaldılar. Gerçeğin
bütünlüğünü göremeyip taraf tutan,karşıdakine yaşam hakkı tanımayan kavgalarda
kaos'a sürüklendiler. Mutasyona uğrayıp, gerçek çizgiden uzaklaştılar. Açgözlü
sömürgenlere dönüşüp hırsla talan ettikleri doğada felaketlerle yüz yüze
geldiler. Hem kendilerine, hem çevreye zarar verdiler, tinselliği unutup
maddelere taptılar. Bazıları böyle idi, diğer bazılarıda insanın gerçeğini
kavrayabildi; gönülle, bilinçle, çalışma, azim ve irade ile insana uygun
barışçı ve üretken düzeye yükselebildi... ve binyıllar içinde kurulan bu
sofrada her bireyin kendince bir yeri, kararınca bir payı oldu.
İnsan olarak hiç
düşündünüz mü; kendi adımıza her birimiz, varoluş'a neler ekleyip, neler
tüketmekteyiz? Artık savaşları bırakıp, doğayla ve kendimizle uyumlu ve
dostluk içinde olalım.
Tanrı hepimizi sevgi, bilgi ve barış için yaratmış, bu gerçeği hep hatırlayalım.
Dileriz Bodrum'u sever ve yeniden gelirsiniz

detaylı
fotograflar için Cem Karan'ın www.fotografcilar.com
web sitesini ziyaret ediniz.
Ephesus
Hierapolis-Pamukkale
Kaunos
Priene
Miletos
Didyma
Mylasa
Aphrodisias


www.bodrumturkey.com
site yapım ve yönetim:AWG-Tüm
hakları saklıdır 2000-2006
Tarihi ve
kültürel geçmişi m.ö. 10.000'lere dayanan ülkemizin,
Heredot'un deyimiyle,
"Dünyanın en güzel gökyüzü ve en iyi iklimine sahip" Ege kıyıları;
asırlar boyu sayısız mitolojik olaylarla içiçe yasamış.
Cennet tatil yöresi bu bölgede bir yandan doğanın insan bedenine sunabileceği en sağlıklı ortamlarda dinlenip yenilenirken, bir yandan da tiyatroları, tapınakları, agoraları, camileri ile M.Ö. 3000'lerden günümüze gelen Hellen, Roma, Bizans, Selçuk, Osmanlı uygarlıklarından çağdaş Türklere, bu yörede yasamış tüm kültürlerin Arkeolojik hazinelerinin izlerine adım başı rastlarsınız.

Bu döneme kadar Mezopotamya etkisinde Doğu kültürü ile beslenen Ege halkları; Antik Dönemde yoğunlaşan göçler sonrasında deniz aşırı ülkelerle kurdukları iletişim sayesinde, yüzünü batı dünyasına çevirerek yaşamış ve Hellenistik kültüre yakınlaşmıştır. İşte bu sentez; başta Miletos ve Ephesos olmak üzere batı Anadolu kıyılarında geliştirilen sosyal, kültürel ve bilimsel atılımları başlatmış ve Ege, dünya tarihinin en önde gelen ticaret ve kültür merkezi olmayı başarmıştır.
Zamanla kuzeyden ve doğudan gelen Aka, Ion, Dor ve diğer bazı kavimler; derinliklerinde
denizlerin koruyucusu Poseidon'un sarayının olduğuna inandıkları Ege denizi
çevresine yerleştiler.
Bölgede canlılık, tarımda verim arttı. M.Ö. 5000'lerde Neolitik çağda, -hazır yiyecek stoku ürün artığına imkan tanıyınca; değiş tokuş ihtiyacı ile ticaret başlatıldı.
Ticaretin sınırları genişledikçe alışveriş bilgilerinin kayda geçirilmesi zorunlu oldu. Halkların Resimli İşaretler biçiminde sembollerle oluşturduğu 'hieroglyph' yani kutsal yazı; hem mabetlerde, hem de ticarette övgü ve karşılıklı haberleşme için kullanmaya başladığında M.Ö. 3000'lere gelinmişti. Ege'nin en önemli yerleşim merkezi Çanakkale civarındaki Troia'dır.